Semper Phone

Effortless
LEARNING

  • Improve effortlessly – just by living your life
  • Learn while waiting for your apps to load
  • Recommended by 5 universities
  • Community of over 1,000,000 learners
  • 50,000+ expert-made packs, or create your own
"One of the best learning apps" - CNET
  • Apple Play Store
  • Install Semper from the Play Store
kpds Yaygın Prepositional Idioms

kpds Yaygın Prepositional Idioms

Last update 

kpds Yaygın Prepositional Idioms

Items (576)

  • above all

    bilhassa, özellikle

  • according to one tradition

    bir rivayete göre (according to accounts)

  • against will

    istemeyerek, zorla

  • ahead of

    --- nın önünde gitmek

  • all of a sudden

    ansızın, birden bire (without warning)

  • all too soon

    pek erken, zamansız (ölüm vb)

  • apart from

    (1) den başka (2) --- nın yanısıra

  • arm in arm

    kol kola

  • as a rule

    kural olarak

  • as for

    as to --- e gelince, söz konusu --- olunca

  • as opposed to

    in contrast to --- ya karşılık, ---- ile kıyaslandığında

  • as regards

    with regard to --- ile ilgili olarak

  • as yet

    şimdilik, henüz

  • at (the crack of) dawn

    sabahın köründe, şafakla beraber

  • at a disadvantage

    dezavantajlı durumda

  • at a discount

    indirimli fiyata (almak, satmak)

  • at a glance

    bir bakışta

  • at a high/low price

    yüksek/düşük bir fiyata

  • at a loss

    (1) ne yapacağını bilmez, şaşırmış durumda (2) zararına

  • at a time

    bir defada

  • at all costs

    ne pahasına olursa olsun

  • at any rate

    en azından

  • at any time

    her an

  • at best

    en iyi ihtimalle, taş çatlasa

  • at birth

    doğum anında, doğarken

  • at death

    ölünce, ölürken

  • at ease

    rahatı/keyfi yerinde *** with ease kolaylıkla

  • at first

    ilk etapta, ilk başta

  • at first sight

    ilk bakışta

  • at full speed

    tam gazla, son hızla

  • at intervals

    aralıklarla, ara ara, zaman zaman

  • at large

    (1) firari (2) detaylı olarak (in detail = at length)

  • at last

    nihayet, sonunda

  • at least

    en azından

  • at length

    uzun uzadıya (in detail at large)

  • at odds with

    --- ile arası bozuk olmak

  • at one time

    zamanın birinde, vaktin birinde

  • at one’s disposal

    at one’s service birinin emrine hazır olmak

  • at one’s leisure

    boş zamanlarında

  • at random

    rasgele, tesadüfen

  • at risk

    risk altında

  • at the age of

    yaşlarında, yaşında

  • at the expense of

    at the cost of --- nın pahasına

  • at the latest

    en geç

  • at the mercy of

    --- nın merhametine/insafına kalmış

  • at the most

    en çok, taş çatlasa

  • at the peak of

    --- nın zirvesinde

  • at the time

    o onda (at that time)

  • at times

    from time to time zaman zaman, bazen

  • at variance with

    --- ile ters düşmek, --- ile çelişmek

  • at war (with)

    ---- ile savaş halinde olmak

  • at will

    kendi isteğiyle

  • at work

    işte, iş yerinde

  • at worst

    en kötü ihtimalle

  • at your own risk

    olacaklardan siz sorumlusunuz (arabanızı olmadık yere park edince arabanın başına geleceklerden siz sorumlu olursunuz)

  • attach/give importance to

    önem vermek

  • back and forth

    ileri geri (hareket) (to and fro)

  • back to front

    elbisenin önünü arkasına giymek

  • be over the moon

    sevinçten havalara uçmak

  • bear grudge against

    birine karşı kin gütmek

  • bear resemblance to

    ile benzerlik göstermek

  • beat around the bush

    bin dereden su getirmek

  • Behave yourself!

    Kendine gel! Terbiyeni takın !

  • beside the point

    konu ile ilgisi olmamak X to the point

  • beyond comprehension

    anlaşılamayacak kadar karışık, detaylı

  • beyond recognition

    tanınmaz hale gelmiş (kaza sonrası ceset vb)

  • bid farewell to

    say goodbye to veda etmek

  • blame somebody/something for

    den dolayı birini suçlamak

  • break even

    ne kar ne de zarar etmek

  • break the ice

    iki kişinin arasındaki buzları eritmek

  • bring to light

    aydınlatmak, açığa kavuşturmak (shed light on)

  • burst into flames

    alev almak, ateş almak

  • burst into laughter/tears

    kahkahaya/gözyaşlarına boğulmak

  • by a hair’s breadth

    kıl payı

  • by accident

    kazara, tesadüfen

  • by all means

    (1) her şeye rağmen (2) elbette

  • by and by

    yakında, çok geçmeden

  • by and large

    in general genel olarak

  • by chance

    tesadüfen

  • by coincidence

    tesadüf eseri, tesadüfen

  • by degrees

    derece derece, basamak basamak

  • by ear

    kulaktan dolma, kulaktan kulağa

  • by far

    şu ana kadar ki, o ana kadar ki olanlar arasında

  • by force

    zorla, güç kullanarak

  • by hand

    elle, elini kullanarak

  • by heart

    ezbere (from memory )

  • by large

    genellikle

  • by law

    kanunlara göre

  • by means of

    sayesinde, vasıtasıyla (by virtue of through)

  • by mistake

    kazara ( by accident )

  • by name

    ismiyle (hitap ederken)

  • by no means

    asla, hiçbir şekilde (on no account)

  • by sight

    görünüş olarak

  • By the way

    Sırası gelmişken, Bu arada

  • by virtue of

    ---- den dolayı, nedeniyle

  • by way of

    yoluyla, üzerinden (Ankara’ya İzmir üzerinden gitmek)

  • by word of mouth

    ağız yoluyla

  • call attention to

    dikkat çekmek, vurgulamak ( point out )

  • can’t bear+Ving/to do

    can’t stand+Ving katlanmak, tahammül etmek

  • can’t help + Ving

    kendini alamamak, kendine hakim olamamak

  • can’t make it (to)

    önceden kararlaştırılan bir plana uyamama

  • catch a glimpse of

    gözüne ilişmek ( catch sight of )

  • catch somebody in action/in the act/red-handed

    suç üstü yakalamak

  • catch somebody unawares

    birini gafil avlamak, hazırlıksız yakalamak

  • catch/take somebody by surprise

    birini şaşırtmak

  • catch/keep up with somebody/something

    hızına yetişmek

  • come into being

    come into existence meydana gelmek, var olmak

  • come to an agreement

    reach an agreement uzlaşmaya varmak

  • come to an end

    come to a halt sona ermek, bitmek

  • come to light

    aydınlığa kavuşmak

  • commit suicide

    intihar etmek

  • cram one’s brains

    beyin patlatmak, çok fazla çalışmak

  • derive pleasure from

    --- den zevk almak (take pleasure in)

  • develop a crash on

    birine tutulmak, birini çok sevmek

  • develop a liking for

    (birini zamanla) sevmeye başlamak

  • develop fever

    ateşi çıkmak

  • die for doing

    can’t wait to do yapmak için can atmak

  • do away with somebody/something

    yıkmak, yok etmek, öldürmek

  • do harm to

    --- e zarar vermek

  • Do I make myself clear?

    Kendimi ifade edebildim mi? Anlıyor musun?

  • do nothing but V1 (DO)

    ---- nın dışında bir şey yapmamak

  • do one’s best

    elinden gelenin en iyisini yapmak

  • do somebody a favour

    birine iyilik yapmak

  • Don’t be long!

    Sakın geç kalma *** I won’t be long Geç kalmam!

  • Don’t make me laugh!

    Beni güldürme!

  • draw a conclusion from

    --- den sonuç çıkarmak

  • drive somebody crazy/mad

    delirtmek, çıldırtmak

  • earn a living

    make a living geçimini sağlamak, parasını kazanmak

  • eat like a horse

    kıtlıktan çıkmış gibi yemek

  • end in a draw

    (maç, oyun vb için) berabere bitmek

  • end up in

    (hapishane, hastane vb bir yerde) son bulmak, sonuçlanmak

  • end up with

    bir şeyle sonuçlanmak

  • Enjoy it!

    Afiyet olsun!

  • every now and then

    arada sırada, zaman zaman

  • every other day

    gün aşırı, birer gün arayla

  • except for

    with the exception of -- nın haricinde, -- den başka

  • Exceptions don’t break rules!

    İstisnalar kaideyi bozmaz!

  • face to face

    yüz yüze, bire bir

  • fall asleep

    uyuya kalmak

  • fall into disfavour with

    --- ile muhalefete düşmek

  • fall into disrepute

    itibarı zedelenmek, gözden düşmek

  • fall on the same date

    --- ile aynı tarihe denk gelmek

  • fall out of love with

    aşık olduğundan ayrılmak X fall in love with

  • fall out with somebody

    birisi ile kavga etmek

  • fall short of (expectations)

    beklentiye cevap verememek

  • far from being + adjective

    (mükemmel, iyi vb) olmaktan çok uzak

  • feel at home

    kendini evinde gibi hissetmek

  • feel like + Ving

    arzu etmek, istemek

  • feel like a fish out of water

    kendini sudan çıkmış balık gibi hissetmek

  • few and far between

    once in a while kırk yılda bir

  • find it hard/difficult TO DO

    yapmakta zorlanmak

  • for a change

    değişiklik olsun diye

  • for a fortnight

    iki haftalığına

  • for ages

    uzun bir sure

  • for certain

    for sure kesin olarak, emin bir şekilde

  • for good

    sonsuza kadar, ebediyen (forever)

  • for instance

    örneğin (for example )

  • for no (good) reason

    durduk yere, sebepsiz yere

  • for once

    sadece bir kereliğine mahsus

  • for sale

    satılık

  • for short

    bir ismin kısaltması (ODTÜ, NATO, TBMM vb )

  • for some reason

    bir takım sebeplerden dolayı

  • for sure

    for certain kesin olarak, emin bir şekilde

  • for the benefit of

    ---- nın yararı için, ---- e faydalı olması için

  • for the purpose of

    --- mek için, --- mek amacıyla

  • for the sake of

    hatırına, uğruna, aşkına

  • for the time being

    şu anda

  • from experience

    tecrübelere dayanarak

  • from memory

    by heart ezberden

  • from now on

    şu andan/tarihten itibaren (from this date forward )

  • from the horse’s mouth

    ilk ağızdan (haber)

  • from time to time

    zaman zaman ( at times )

  • from top to head

    tepeden tırnağa

  • gain access to

    gain entrance to --- e erişmek, --- e ulaşmak

  • gain favour with

    birisinin gözüne girmek/beğenisini kazanmak

  • get away with something

    (1) alıp kaçmak, sıvışmak (para vb) (2) yaptığı bir kabahatin cezsını çekmemek, yanına kar kalmak

  • get along/on with somebody

    birisi ile geçinmek

  • get on somebody’s nerves

    sinirlendirmek, delirtmek

  • get stranded

    mahsur kalmak

  • get through doing something

    bir şeyi yapmakta muvaffak olmak

  • Get well soon!

    Geçmiş Olsun! Acil Şifalar Dilerim!

  • give birth to

    doğurmak, doğum yapmak

  • give priority/precedence to

    (birine veya bir şeye) öncelik tanımak

  • give rise to

    give way to sebep olmak

  • give somebody a blow

    birine darbe indirmek

  • give somebody a cold reception

    birini soğuk karşılamak

  • give somebody a lift

    birini arabayla bir yere bırakmak

  • give somebody a ring

    give somebody a shout birini telefonla aramak

  • give somebody a shot

    give somebody an injection aşı yapmak

  • give somebody a warm reception

    birini sıcak karşılamak

  • give somebody a warning

    birini uyarmak

  • give way to

    give rise to sebep olmak, yol açmak

  • give/lend somebody a hand with something

    birine yardım etmek

  • go astray

    (1) (hayvanlar için) sürüden ayrılmak (2) (insan için) sapıtmak

  • go bankrupt

    iflas etmek

  • go by / go past

    --- nın önünden geçmek

  • go cold with somebody

    birinden soğumak

  • go crazy

    go mad çıldırmak, kafayı yemek

  • go for a stroll

    go for a walk take a walk yürüyüşe çıkmak

  • go into action

    take action harekete geçmek

  • go out of business

    iflas etmek (go bankrupt)

  • go out of hand

    kontrolden çıkmak

  • go senile

    bunamak

  • hand in hand

    el ele

  • Handle with care!

    Dikkatli taşıyın!

  • have a look at

    göz atmak ( take a look at)

  • have a memory/mind like a sieve

    berbat bir hafızası olmak

  • have a row with somebody over something

    birisiyle bir konuda tartışmak

  • have a word with somebody

    birisiyle ciddi bir konuda konuşmak

  • have an affair with

    birisiyle ilişki yaşamak

  • have an effect/impact on/upon

    etkilemek, üzerinde etkisi olmak

  • have butterflies in one’s stomach

    heyecandan midesine kramplar girmek

  • have confidence in

    güvenmek ( trust )

  • have difficulty/trouble (in) + Ving

    --- yapmakta zorlanmak

  • have no other choice but TO DO

    ---- yapmaktan başka çare yok

  • have to do with

    ile alakası/ilgisi olmak

  • Help yourself!

    Buyrun yiyin!

  • I haven’t the faintest/slightest idea!

    En ufak bir fikrim bile yok!

  • in (dire) need of

    --- e (çok) ihtiyacı olmak

  • in a bad temper

    asabi, sinirli

  • in a hurry

    alelacele, acelesi olmak (in haste)

  • in a mess

    darmadağınık, pislik içerisinde

  • in a moment

    az sonra, birazdan

  • in a row

    in succession artarda, peş peşe

  • in a way

    in some way in one way or anotherthis way or that way şöyle veya böyle, bir şekilde

  • in accordance with

    according to --- e göre

  • in addition to

    apart from as well as ---e ilaveten, --- nın yanısıra

  • in advance (of)

    önceden, peşinen

  • in agony

    in pain acı çekerek, acı içerisinde

  • in aid of

    --- nın yararına (for the benefit of)

  • in an answer to

    in response to in reply to cevap/karşılık olarak

  • in an effort to

    in an attempt to in order to --- mek amacıyla

  • in brief

    kısaca, özetle (in short)

  • in captivity

    esaret altında, tutuklu

  • in case of

    durumunda

  • in cash

    nakit ile ödeme

  • in charge of

    ---- den sorumlu, --- ile yükümlü

  • in common with

    birisiyle veya bir şeyle ortak noktası bulunmak

  • in compliance/agreement with

    -- uygun olarak, (emre) itaat ederek

  • in conclusion

    sonuç olarak (as a result)

  • in connection with

    --- ile bağlantılı

  • in consideration of

    göz önünde bulundurarak

  • in danger of

    --- tehlikesiyle karşı karşıya

  • in debt

    borçlu

  • in defiance of

    karşı çıkarak; karşı gelerek

  • in demand

    revaçta, rağbet gören

  • in detail

    at length ayrıntılı bir biçimde, uzun uzadıya

  • in detention

    under arrest göz altında, tutuklu

  • in disarray

    in a jumble düzensiz, karmakarışık

  • in disgust

    tiksinerek, iğrenerek

  • in due course

    zamanla, vakti gelince

  • in error

    hatalı, yanlışlıkla (at fault)

  • in exasperation

    öfkeyle, çok kızgın bir şekilde

  • in excess

    aşırı miktarda

  • in exchange for

    in return for -- nın karşılığında, -- e karşılık olarak

  • in existence

    var olan, mevcut (available)

  • in fact

    in reality aslında, işin doğrusu

  • in fashion

    modaya uygun

  • in favour of

    --- lehinde olmak, --- taraftar olmak

  • in flames

    alevler içerisinde

  • in general

    genellikle

  • in good condition

    iyi durumda, zarar ziyan görmemiş

  • in haste

    telaşla, aceleyle (in a hurry)

  • in high spirits

    morali çok iyi, gününde (in a good mood)

  • in ink

    mürekkeple

  • in instalment

    taksitle ödeme

  • in length

    uzunluk bakımından

  • in light/view of

    --- nın işığı altında, --- yı göz önünde tutarak

  • in love with

    aşık olmak

  • in low spirits

    morali bozuk, gününde değil (in a bad mood)

  • in moderation

    ılımlı bir şekilde, fazla abartmadan

  • in no mood for

    bir şeyi yapacak halde/psikolojide olmamak

  • in no time

    yakında, az sonra

  • in no uncertain terms

    kesin bir dille, lafı gevelemeden söylemek

  • in opposition to

    as opposed to contrary to #AD?

  • in order

    düzenli, tertipli

  • in other words

    başka bir deyişle, diğer bir ifadeyle

  • in pain

    in agony acı içinde

  • in part

    kısmen

  • in particular

    özellikle

  • in person

    şahsen, bire bir

  • in pieces

    paramparça

  • in place of

    --- nın yerine (instead of)

  • in practice

    uygulamada

  • in prison

    mahkum

  • in private

    özel olarak

  • in progress

    devam etmekte olan, sürmekte olan

  • in public

    alenen, açıkça, ulu orta yerde

  • in pursuit of

    #AD?

  • in reality

    in fact aslında, doğrusu

  • in relation to

    --- ile ilgili olarak

  • in reply to

    in response to in an answer to cevap/karşılık olarak

  • in reproach

    sitemle, yakınarak, şikayet edercesine

  • in respect of

    in relation to ---- ile ilgili olarak

  • in respect/regard to

    with respect/regard to --- konusunda

  • in response to

    in reply to in an answer to cevap/karşılık olarak

  • in return for

    karşılığında (in exchange for )

  • in season

    mevsiminde (elma, muz vb), turfanda olmayan

  • in secret

    gizli bir şekilde

  • in self-defence

    nefsi müdafaa olarak, kendini savunmak amacıyla

  • in short

    özetle (in brief / in summary )

  • in sight

    görünürde, görünebilir (visible)

  • in silence

    sessizce

  • in store for

    --- yı bekleyen, (yapılmayı) bekleyen

  • in succession

    in a row artarda, peş peşe

  • in tears

    ağlamaklı, ağlayan

  • in terms of

    --- nın açısından, ---- e bakımından (with respect to)

  • in the absence of

    --- nın yokluğunda

  • in the air

    muallakta, henüz net bir karar çıkmamış

  • in the broad daylight

    güpe gündüz

  • in the case of

    --- durumunda

  • in the circumstances

    normal şartlar altında

  • in the country

    kırsal kesimde, şehir merkezinden çok uzak

  • in the course of

    --- esnasında, ---- sırasında

  • in the event of

    --- olduğu durumda

  • in the existence of

    in the presence of -- nın varlığında/huzurunda

  • in the face/teeth of

    --- karşısında, --- e rağmen

  • in the habit of

    alışkanlığına sahip, yapmaya alışkın

  • in the limelight

    çok ilgi gören, çok göze batan

  • in the long run

    uzun vadede

  • in the mean time

    bu arada, bu süre zarfında

  • in the middle of

    --- nın ortasında

  • in the middle of nowhere

    uçsuz bucaksız bir yerde

  • in the name of

    --- nın adına, --- nın emriyle (God,The king vb)

  • in the open

    açık alanda (out of doors)

  • in the presence of

    in the existence of nın varlığında, nın huzurunda

  • in the short run

    kısa vadede

  • in the suburbs

    varoşlarda, kenar mahallede

  • in the wake of

    --- nın ardından, --- nın akabinde (savaş, felaket vb)

  • in theory

    teoride, teorik olarak

  • in time

    vaktinden biraz önce (on time just IN time tam vaktinde )

  • in touch with

    irtibat halinde

  • in trouble

    başı belada

  • in tune

    ahenkli

  • in turn

    sırayla

  • in vain

    boşuna, boş yere (of no avail)

  • in view of

    --- yı düşünerek, --- yı göz önüne alarak

  • in vogue

    in fashion moda olan

  • in/out of keeping with

    --- ya uygun olarak, --- ya uymayan

  • in/with the hope of

    --- umuduyla

  • inside out

    giysinin ters yüzünü giymek

  • instead of

    --- nın yerine (in place of)

  • irrespective of

    --- e bakılmaksızın, --- e rağmen (regardless of)

  • It is fine with me!

    Benim için bir sakıncası yok! Bana uyar!

  • It is no use/good + Ving

    ---- mak iyi olmaz/fayda etmez

  • It is raining cats and dogs

    bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyor

  • It suits you!

    Sana çok yakışmış!

  • judging from

    --- den yola çıkarak, --- e bakılırsa

  • jump out of one’s skin

    ödü patlamak, çok korkmak

  • jump to a conclusion

    erken (iyi düşünmeden) sonuç çıkarmak

  • Just a moment/minute!

    Bir saniye/dakika lütfen!

  • keep abreast of

    yeni gelişmeleri öğrenmek, olup biteni öğrenmek

  • keep ahead of somebody

    birini geride bırakmak, önde gitmek

  • keep on eye on

    göz kulak olmak

  • kick the bucket

    gebermek

  • know like the back of one’s hand

    bir yeri avucunun içi gibi bilmek

  • later in the day

    günün ilerleyen saatlerinde

  • later on

    daha sonra

  • lead a modest life

    (1) mütevazi bir hayat yaşamak (2) fakir olmak

  • leave somebody alone

    (1) birini rahat bırakmak(2)birini yalnız bırakmak

  • leave somebody to his own devices

    birini kendi haline bırakmak

  • let alone DO

    ---- bir yana, ---- yapmak şöyle dursun, --- bunu bırak

  • lie in ambush

    pusuya yatmak

  • like two peas in a pod

    bir elmanın iki yarısı gibi

  • live on the dole

    işsizlik maaşı ile geçinmek

  • live up to (expectations)

    beklentiye cevap vermek

  • look forward to

    dört gözle beklemek, sabırsızlanmak

  • lose count of

    sayısını unutmak

  • lose favour with

    birisinin gözünden düşmek

  • lose one’s consciousness

    bayılmak, bilincini kaybetmek(faint)

  • lose one’s temper

    öfkelenmek, sinirlenmek

  • lose touch with

    birisiyle irtibatı koparmak/kaybetmek

  • lose track of

    birinin/bir şeyin izini kaybetmek

  • make a bare living

    kıt kanaat geçinmek

  • make a comment on

    bir konuda yorum yapmak

  • make a fire

    ateş yakmak

  • make a fuss about

    sık boğaz etmek, üzerine çok düşmek

  • make a good point

    iyi bir konuya değinmek

  • make a living

    earn a living geçinmek, hayatını kazanmak

  • make a recovery from

    iyileşmek ( get over )

  • make allowances for

    göz önünde bulundurmak, hesaba katmak

  • make contact with

    keep/get in touch withbirisiyle irtibata geçmek

  • make do with

    --- ile idare etmek, yetinmek (para vb)

  • make ends meet

    iki yakayı bir araya getirmek

  • make friends with

    birisiyle arkadaşlık kurmak

  • make fun of

    birisiyle dalga geçmek, birisiyle alay etmek

  • make most of

    en iyi şekilde faydalanmak (make the best of)

  • make oneself home

    kendini evinde gibi hissetmek

  • make room for

    yer açmak

  • make sense of

    anlamak, --- den mana çıkarmak

  • make somebody redundant

    birini ihtiyaç fazlası görüp işten kovmak

  • make something public

    bir şeyi kamuoyuna açıklamak, izah etmek

  • make up for

    telafi etmek (compensate for)

  • make up with

    barışmak

  • make use of

    istifade etmek, yararlanmak (take advantage of)

  • Mind your own business!

    Sen kendi işine bak!

  • miss out on an opportunity

    fırsatı kaçırmak

  • moreover

    furthermore also ayrıca, bunun yanı sıra, üstüne üstlük

  • Not that I am aware of

    Bildiğim kadarıyla hayır!

  • now and again

    at times from time to time zaman zaman

  • of age

    reşit olmuş, 18 yaşından büyük X under age reşit olmamış

  • of no avail

    futile beyhude, boşuna, faydasız (in vain)

  • off and on

    on and off kesintili, zaman zaman

  • off duty

    görev başında olmayan, izinli

  • offer somebody bribes

    birine rüşvet teklif etmek

  • on (that) date

    o tarihte

  • on a cruise

    kısa deniz yolculuğunda

  • on a diet

    perhizde, diyette, rejimde

  • on a large scale

    büyük ölçüde

  • on a tour/trip

    turda, gezide (iş gezisi vb)

  • on account of

    --- den dolayı, --- nın yüzünden

  • on air

    yayında (radyoda, televizyonda)

  • on all fours

    dört ayak üzerinde

  • on an empty stomach

    aç karınla, boş mideyle

  • on an expedition

    keşif gezisinde

  • on arrival

    varınca, olaşınca

  • on average

    ortalama

  • on board

    binmiş, yüklenmiş (trene, uçağa vb. )

  • on fire

    yanmakta olan (bina vb )

  • on foot

    yürüyerek (by walk)

  • on good/friendly terms with

    birisi ile iyi geçinmek

  • on guard

    nöbette

  • on his way (to)

    --- e doğru giderken, --- nın yolunda (eve, okula, vb )

  • on holiday

    tatilde

  • on leave

    izinde, izne çıkmış

  • on loan

    ödünç olarak, borç para / ödünç verilen (kitap, kaset )

  • on my own

    kendi başına

  • on no account

    asla (under no circumstances)

  • on occasions

    bazen, zaman zaman

  • on purpose

    kasten, maksatlı

  • on sale

    indirimli (for sale satılık )

  • on sight

    görür görmez

  • on strike

    grevde, greve çıkmış

  • on television

    televizyonda

  • on the agenda

    gündemde

  • on the alert

    tetikte

  • on the basis of

    on the strength of --- e dayanarak

  • on the brink/point of

    --- nın eşiğinde, --- nın ucunda (yok olmanın vb)

  • on the contrary

    tam aksine, tersine

  • on the decrease

    azalan, düşüşe geçmiş X on the increase

  • on the dot

    tam vaktinde

  • on the hour

    saat başı

  • on the increase

    artan, yükselişe geçmiş X on the decrease

  • on the other hand

    diğer taraftan, öte yandan

  • on the outskirts

    şehrin eteklerinde

  • on the phone

    telefonda konuşmak, telefona sahip olmak

  • on the point of

    --- mek üzere olmak (be about to do)

  • on the spot

    hemen, derhal (on the spot decision anlık verilen karar)

  • on the spur of the moment

    anlık verilen karar vb

  • on the strength of

    -e dayanarak (delil, teori, kanıt vb )

  • on the tip of one’s mind/tongue

    dilimin ucunda

  • on the verge of

    on the edge of kenarında, eşiğinde

  • on the whole

    genel olarak konuşmak gerekirse (in general)

  • on vacation

    tatilde, tatile çıkmış (on holiday)

  • on/in behalf of

    --- nın adına/namına

  • once again

    once more bir daha, yeniden

  • once in a blue moon

    once in a while kırk yılda bir

  • one by one

    teker teker, birer birer

  • out of breath

    nefes nefese

  • out of control

    kontrol dışı

  • out of curiosity

    out of interest sırf meraktan, merak ettiği için

  • out of danger

    emniyette, tehlikeden uzak

  • out of date

    tarih, geçmiş

  • out of debt

    borcu olmayan

  • out of doors

    açık alanda yapılan etkinlik

  • out of fashion

    demode olan

  • out of interest

    out of curiosity sırf meraktan, merak ettiği için

  • out of job

    between jobs işsiz

  • out of kindness

    sırf nezaketten/kibarlıktan dolayı

  • out of luck

    (1) talihsiz, şanssız (2) sırf şans eseri

  • out of order

    bozuk, dağınık

  • out of place

    olmadık yere konmuş eşya, bulunduğu yere ait olamayan

  • out of practice

    elini eteğini çekmek / antrenmansız olmak

  • out of print

    artık basılmayan, tedahülden kalkmak

  • out of reach

    ulaşılamayan X (within reach ulaşılabilir mesafede)

  • out of season

    serada yetişmiş, turfanda (elma, muz vb)

  • out of sight

    gözden kaybolmak, görünmez (invisible)

  • out of the ordinary

    sıra dışı, olağanüstü (extraordinary)

  • out of the question

    imkansız X (in question söz konusu )

  • out of tune

    ahenksiz, detone (şarkı vb)

  • out of use

    artık kullanılmayan (disused)

  • out of work

    işsiz (off work izne çıkmış on leave)

  • pay a compliment to somebody on something

    iltifatta bulunmak

  • pay attention to

    dikkat etmek

  • peace and quiet

    huzur ve sükunet, sessiz ve sakin

  • play a trick on

    kandırmak, aldatmak ( deceive)

  • pros and cons

    bir durumun olumlu ve olumsuz yanları

  • Pull yourself together!

    Toparlan ! Kendine gel ! Kendine mukayyet ol !

  • put blame on

    suçlamak, suçu üzerine atmak

  • put curse on

    lanetlemek

  • put faith in

    inanmak, güvenmek

  • put into practice

    uygulamaya koymak, yürürlüğe koymak (fulfil)

  • put matters right

    işleri yoluna sokmak

  • put pressure on

    baskı uygulamak ( urge/force )

  • put somebody at ease

    birinin içine su serpmek (relieve)

  • put up with

    katlanmak, tahammül etmek (tolerate)

  • put/lay emphasis on

    vurgulamak, dikkat çekmek

  • receive a blow

    darbe almak, darbe yemek

  • regain one’s consciousness

    ayılmak, kendine gelmek (come round)

  • regardless of

    irrespective of --- e rağmen, --- e bakılmaksızın

  • release somebody on bail

    birini kefaletle serbest bırakmak

  • run a business

    bir işletmeyi/iş yerini idare etmek/yönetmek

  • run a high fever

    ateşler içerisinde yanmak, çok ateşi çıkmak

  • run for presidency

    başkanlığa adaylığını koymak

  • run out of time/money

    zamanın/paranın vb tükenmesi, bitmesi

  • safe and sound

    sağ salim, kazasız belasız (intact)

  • sentence somebody to life imprisonment

    ömürboyu hapse mahkum etmek

  • set fire to

    ateşe vermek, kundaklamak (arson)

  • set somebody free

    birini serbest bırakmak

  • shed light on

    aydınlatmak, açığa kavuşturmak (bring into light)

  • sleep like a log

    kütük gibi uyumak

  • smoke like a chimney

    çok fazla sigara içmek, tiryaki olmak

  • so as to

    in order to in an attempt/effort to --- mek için

  • speak ill of

    birisi hakkında atıp tutmak, kötü konuşmak

  • speak with a stammer

    kekeleyerek konuşmak, kekelemek

  • stay aloof to

    birine veya bir şeye soğuk durmak, sıcak bakmamak

  • step by step

    adım adım, yavaş yavaş

  • stick to the subject

    konuya sadık kalmak, konudan sapmamak

  • strike up a friendship with somebody

    birisiyle arkadaşlık kurmak

  • take a nap

    şekerleme yapmak, uyumak

  • take advantage of

    istifade etmek, yararlanmak ( make use of )

  • take bribes

    birine rüşvet yedirmek

  • take care of

    ilgilenmek, bakımını üstlenmek ( look after )

  • take charge of

    devralmak ( take over )

  • take into account/consideration

    hesaba katmak, düşünmek

  • Take my word for it!

    Benim nasihatime kulak ver!

  • take no notice of

    kale almamak, iplememek ( ignore )

  • take offence

    alınmak, gücenmek, gücüne gitmek (resent)

  • take one’s mind off

    kafayı dağıtmak, kafayı dinlemek

  • take part in

    katılmak ( participate in join in )

  • take pleasure in

    den hoşlanmak/zevk almak (derive pleasure from)

  • take pride in

    gurur duymak ( be proud of )

  • take pulse

    bir hastanın nabzını ölçmek

  • take revenge on

    intikam almak

  • take somebody by surprise

    catch somebody by surprise şaşırtmak

  • take somebody/something as he/it is

    birini/birşeyi olduğu gibi kabul etmek

  • take temperature

    bir hastanın ateşini ölçmek

  • take the day/week off

    (bir günlük/haftalık) izne çıkmak

  • Take your time!

    Rahatına bak! Daha bol bol vaktin var!

  • talk behind somebody’s back

    birinin dedikodusunu yapmak

  • tell the difference between

    arasındaki farkı anlamak

  • the chances are that

    it is likely that muhtemeldir ki, galiba --

  • the cost of living

    hayat pahalılığı

  • the other day

    bir kaç gün once, geçenlerde ( a few days ago)

  • There is no point/sense in + Ving

    --- nın bir manası yok

  • To be honest

    To be frank doğrusunu söylemek gerekirse, dürüst olmak gerekirse

  • to the point

    konu ile ilgisi olmak

  • Try as you may/might,…

    Ne kadar uğrasırsan uğraş, …

  • under age

    reşit olmayan, 18 yaşını henüz doldurmamış X (of age)

  • under arrest

    in detention göz altında, tutuklu

  • under discussion

    tartışılan

  • under guarantee

    garanti altında

  • under no circumstances

    hiç bir koşulda, asla (on no account)

  • under pressure

    baskı altında

  • under the disguise of

    --- maskesi altında

  • under the heading of

    --- başlığı altında

  • under the impression of

    --- izlenimi edinmiş

  • under the influence of

    --- nın etkisi altında

  • under the pretext of

    --- bahanesiyle

  • under the weather

    morali bozuk (in a bad mood)

  • under/in the circumstances

    normal şartlar altında

  • up to date

    up to now up to the present time şu ana kadar

  • upside down

    baş aşağı

  • wander off the subject

    konudan sapmak

  • Watch your steps!

    Önüne bak! Adımlarına dikkat et!

  • What is wrong with you?

    Senin neyin var?

  • with a view to

    --- mek amacıyla

  • with ease

    kolaylıkla, rahat bir şekilde

  • with/in respect to

    --- nın açısından, - e bakımından (in terms of)

  • without delay

    hemen, gecikmeden ( immediately )

  • without doubt

    şüphesiz

  • without fail

    aralıksız, fire vermeden, hatasız

  • without regard to

    regardless of --- e bakmaksızın, --- olursa olsun

  • without warning

    ansızın, pat diye, birden bire ( all at once)

  • You are kidding me!

    Benimle kafa buluyorsun! Şaka yapıyorsun!

  • You have got a point!

    Haklısın!